Folklorik ve Mistik Özelliğe Sahip Anıt Ormanlar (9)

Folklorik ve Mistik Özelliğe Sahip Anıt Ormanlar (9)

Önceki makalede tek ağaçlar için verilen örneklerin ormanlar ile ilgili olanları da mevcuttur. Anadolu'nun her yöresi, birbirine benzeyen öykülere konu onlarca koru ve ormana sahiptir. Çalışmanın hacmi sınırlı olduğu için burada bunların hepsine yer vermek elbette mümkün değildir. Bunlara ilişkin olarak akla gelen birkaç örnek; Kahramanmaraş Hartlap Köyü'ndeki Kasım Dede Türbesi, Şanlıurfa Siverek'teki Şeyhan Dede Koruluğu, Konya Beyşehir ilçesindeki Yenidoğan Ormanı, Hodul Dağı Asker Ormanı, Kastamonu Azdavay ilçesindeki Elik Öldüğü Ormanı, Yozgat Çamlığı ve Kütahya Tavşanlı'daki Vakıfköy Ormanı'dır.

Bu koru ve ormanlar hakkında bilgiler ve anlatılan öyküler aşağıda verilmiştir.

1- Kasım Dede Türbesi

Kahramanmaraş'ın Hartlap Bölgesi'ndeki Kasım Dede Mezarlığı, göğüs çapları 1,4-1,5 m, boyları 40-45 m, sayıları 50 civarında olan anıt sedirler ile doludur. Bugün genetik rezerv alanı olarak ayrılan ormandaki ağaçlar, varlıklarını Kasım Dede'ye borçludur (BOYDAK ve ASAN 1990; 1993; 1994). Eski bir mezarın bulunduğu ormanda ayrıca yıkılmış bir mescit vardır. Mescidin yeri 2008 yılında mezarlığın dış sınırına alınmıştır.

2- Yenidoğan Ormanı

Konya Beyşehir'de üç ormanı bulunan Yenidoğan Kasabası'nın ormanlarından birisi içinde bulunan 5 adet mezar nedeniyle yöre halkı tarafından kutsal sayılmaktadır. Odun ve dallarına kimsenin dokunmadığı bu ormanda kesilen ağaçların insan gibi ses çıkardığı belirtilmiştir (EGUN 2004, s. 486).

3- Şeyhan Dede Koruluğu

Ergun tarafından, Zülfikar Tektaş'ın derlediği belirtilen öyküye göre: Şanlıurfa ili, Siverek ilçesinin Şeyhan Dede Köyü'nde yaşamış evliya bir zat, çok verimli olan korusundan genç fidan kesmemek koşulu ile herkesin faydalanabileceğini söylemiş. Buğdayını öğütmek üzere bu köye gelen bir yabancı, şeyhin bu koşulundan habersiz olduğu için, ormandan geçip köyüne giderken beğendiği bir fidanı sökerek evine götürmek istemiş. Köyüne yaklaşırken tesadüfen arkasına baktığında iri kıyım bir askerin peşinden geldiğini görerek derin bir korku ile sarsılıp kaçmaya çalışmış. Ancak, bu olay sırasında çok korktuğu için kırk gün sonra ölmüş. Ölen köylüye görünen askeri, koruluğun koruyucusu olarak kabul eden yöre halkı bir daha ormandan hiç ağaç kesmemiş (EGUN 2004, s. 499).

4- Hodul Dağı Asker Ormanı

Hodul Dağı civarında kafir ve müslümanlar arasında süren bir savaşta zor durumda kalan komutan Allah'a seslenerek "Allah'ım, küffara teslim olmaktansa bizi ya taş ya da ağaç yap." diye yalvarmış. İçten yapılan bu yakarmayı işiten Allah, müslüman askerlerin tamamını çam ağacı haline getirmiş. Askerlerden birisinin ayağı sakat olduğu için, bu asker eğri bir ağaç haline gelmiş.

5- Elik Öldüğü Ormanı

Kastamonu ili, Azdavay ilçesinin Mirahur Köyü'nde bulunan bu orman için anlatılan öyküye göre, devrik bir çam gövdesi yanında uyumakta olan bir eliğe (karacaya verilen mahalli isim), iri bir karakuş saldırır. Saldırgan kuş bir pençesini eliğin sırtına, diğer pençesini çam gövdesine geçirir. Can haliyle sıçrayan elik karakuşun bacağını kopartarak kaçar, ancak çok kısa bir yol aldıktan sonra düşüp ölür. Karakuşun bir pençesini eliğin sırtında, diğer pençesini çam gövdesi üzerinde gören yöre halkı bu olay anısına ormana "Elik Öldüğü Ormanı" adını verir ERGUN 2004, s.565).

6- Yozgat Çamlığı

Bugün Yozgat merkezde bulunan ve günümüzde Milli Park olarak ayrılan Yozgat Çamlığı hakkında anlatılan öyküye göre bir zamanlar tamamen çıplak olan tepeye ilk ağacı, sevgilisi Elif'i arayan Karacaoğlan dikmiştir. Dikim işini tamamlayan âşık kıbleye dönerek Allah'a dilekte bulunur. Dilek için yaptığı duada Allah'a şöyle yalvarır: "Dilerim Tanrı'dan çamından çam türesin, bu çıplak tepe Çamlık Tepesi olsun. Kızları buğday tenli, gözleri kömür gibi siyah olsun. Ben Elif'imle, Yozgat'ın bütün aşıkları da sevdikleriyle haldeş ve yoldaş olsunlar." Dua kabul olduğu içindir ki, dikilen tek fidan bugünkü Yozgat Çamlığı'nı meydana getirmiştir (KARADAVUT 1992).

7- Vakıfköy Ormanı

Kütahya ili,Tavşanlı ilçesinin Vakıfköy'ünde bulunan ve çoğunluğu yörenin endemik türlerinden ehrami karaçam (Pinus nigra Arn. ssp. pallasiana (Lamb.) Holmb. var. şeneriana) türünden oluşan bu orman "Şehitler Ormanı" olarak anılmaktadır. Aynı zamanda ay yıldızlı al bayrağımızın doğuşuna da sahne olan bu ormanın geçmişi, 1071 yılında yapılan Malazgirt Savaşı'na kadar inmektedir. Tatlı ve Ark. (2000)'nın Vakıfköy'lü Seyit Ali'ye atfen derledikleri öyküye göre, Malazgirt Savaşı'nın hemen sonrasında avcı grubu öncülerinden olan bir asker, günümüzde "Gavur Mezarlığı" olarak da anılan bu yöreye gelir ve yöre topraklarında Türk egemenliğini hakim kılmak için yaptığı savaşta ağır bir yara alır. Kanayan yarası ile toprağı sulayarak bir pınarın başına güç bela ulaşır. Pınarın yalağı, yiğidin akan kanı ile kırmızıya boyanır.

Kendisini arayan arkadaşları onu kaynağın başında baygın olarak bulur. Yiğit tam ruhunu teslim ederken ay ve yıldızın birlikte oluşturduğu muhteşem bir kompozisyon, yalağın kızıla boyanan suyunda yansılanır. Bulunduğunda ruhunu henüz teslim etmemiş olan yiğit, can havli ile bir çam fidanını öyle sıkmıştır ki, eli gevşediğinde fidan bu sıkmadan ötürü aldığı değişik formunu bir daha düzeltememiştir. Arkadaşları şehidi bu çam fidanının yanına gömüp yollarına devam ederler. Zaman içinde büyüyen fidanın tohumları bugünkü ormanı oluşturur (TATLI ve Ark. 2000, s. 174).

Prof. Dr. Ünal ASAN


Not: Bu makalenin tam sürümü, proje kapsamında hazırlanan katalog-kitap içerisinde mevcuttur. Makale içerisinde adı geçen ağaçların resimlerine ve diğer görsellere elektronik katalog-kitap içerisinden ulaşabilirsiniz.